
Yaylaya her çıkışımda yol kenarında tek başına duran o görkemli ardıç ağacının yanından geçerim. Ne zaman o yoldan geçsem, farkında olmadan ayağım frene gider. Aracımı durdurur, birkaç dakika sessizce onu seyreder ve mutlaka bir fotoğrafını çekerim.
Bunun nedenini kendime defalarca sordum. Belki de cevabı çok derinlerde değil. Çünkü insan, değişen dünyanın içinde değişmeyen şeylere ihtiyaç duyuyor. Yıllardır aynı yerde duran o ardıç, bana işte bu duyguyu hatırlatıyor; güveni, sadakati ve sürekliliği…
Kimi zaman insanlar değişiyor, şehirler değişiyor, yollar genişliyor, evler yıkılıp yeniden yapılıyor. Hayat durmadan akıp giderken bazı değerlerin yerinde durduğunu bilmek insana huzur veriyor. O ardıç da bunlardan biri.
Kim bilir kaç yaşında… Kaç kış gördü, kaç yaz geçirdi… Kavurucu güneş altında kavruldu, karın ağırlığını dallarında taşıdı, fırtınalara göğüs gerdi. Belki nice göç kervanlarını, çobanları, yaylacıları, yolcuları sessizce uğurladı. Kim bilir kaç kuş onun dallarında yuva kurdu, kaç yorgun insan gölgesinde soluklandı.
Onun gövdesindeki her çatlak, her kıvrım yılların bıraktığı bir hatıra gibi duruyor. Sanki zamana meydan okuyan sessiz bir bilge… Konuşmuyor ama anlatıyor. Kökleriyle toprağa, dallarıyla gökyüzüne tutunarak bize sabrı öğretiyor.
İnanıyorum ki ağaçlar da yaşadıkları coğrafyanın hafızasını taşır. İnsanların unuttuğu pek çok şeyi onlar sessizce saklar. Bir köyün geçmişini, bir yolun hikâyesini, mevsimlerin döngüsünü, insanın doğayla kurduğu bağı…
Bu yüzden o ardıcı her gördüğümde sadece bir ağacı görmüyorum. Zamana direnen bir şahidi görüyorum. Köklerinden aldığı güçle dimdik ayakta duran bir yaşam öyküsünü görüyorum.
Belki de bu yüzden her geçişimde fotoğrafını çekiyorum. Çünkü bazı güzellikler yalnızca bakılıp geçilecek şeyler değildir. Onları kayıt altına almak, gelecek kuşaklara aktarmak gerekir. Her fotoğraf, aslında zamana düşülen küçük bir nottur.
Bugün o ardıç hâlâ aynı yerde duruyor. Ben yine duracağım, yine bakacağım ve yine fotoğrafını çekeceğim. Çünkü biliyorum ki bir gün o yoldan geçemeyecek olsam bile, hafızamda hep o görkemli siluetiyle yaşayacak.
Belki de hayatın en büyük derslerinden biri budur: İnsan, köklerinden güç aldığı sürece en sert rüzgârlara bile direnebilir. Tıpkı yol kenarında, tek başına ama dimdik duran o kadim ardıç gibi.




















Facebook Yorum
Yorum Yazın